Türkçe English
You are here now: Home Page > Turkish Films
"HIÇKIRIK" can be found by clicking on the above images of the movie poster.
HIÇKIRIK Fragmanı

HIÇKIRIK

Director Orhan Aksoy
Scenario Hamdi Değirmencioğlu
Producer Hürrem Erman
Players,actor Hülya Koçyiğit Ediz Hun Kartal Tibet
Director of Photography İlhan Arakon
Movie Erman Film
Type Duygusal , Dram

Saba Makamında Ney Taksimi’. Kudsi Dede odanın bir köşesinde ney üflüyor. Nalân ölüm döşeğinde. Kızına, 18 yaşına geldiğinde verilmek üzere yazdıkları.
“Yavrum, bu mektup eline geçtiği zaman annenin kemikleri çoktan çürümüş olacaktır. Seni çok seven, senin üstüne titreyen bir hasta kadın sana hasret ölürken (bu) satırları ağlaya ağlaya yazıyor... Ben çok talihsiz bir kadınım yavrum. Gönlümün arzularından ziyade bağlı olduğum hüküm ve nizamların çerçevesinde yaşadım. Saadet ve refah içinde kan ağladım, kan tükürdüm. Fakat sen bana benzeme Handan. Ellere değil gönlüne tabi ol. İyi düşün, sevdiğin istediğin adama var... Bu adam uzun boylu, güzel bir deniz subayı olursa ruhum sükûna erecektir.

Aynı adlı romanın (1936) (Kerime Nadir) (20. basım-1971) (İnkılâp ve AKA Kitabevleri) ikinci çevrimi.
“Ne bülbül gülü sevdi seni sevdiğim kadar//Ne böyle seven gönül ne de senden güzel var.”
Yıllar öncesi Yalova (kitapta Sivas, 1953’teki ilk çevrimde Adapazarı). Nihavent ‘Menekşelendi Sular’ (Sadettin Kaynak) eşliğinde Kenan’ı dinliyoruz; “Çocukluğumuz! Ömrümüzün en güzel çağı. Nasıl da bir su gibi akar gider anlayamayız. Ve sonra yıllar yılı özlemini çekeriz o günlerin. Bu saltanatın (Hayri Esen 3. ‘a’yı biraz fazla vurgulamış) ömür boyu sürüp gideceğini sanıyordum. Bir gün, güneşli ümit dolu bir bahar sabahı, yüreğime ilk acı darbe indi. Elveda çocukluğum, elveda.”
7 yaşındayken annesi ölmüş. Kenan ilk kez ‘yalnızlık hissediyor’. Tüccar babası Susam(i)zade Safi Bey de ‘her geçen gün biraz uzaklaşmakta’. Durum, ilk ‘Hıçkırık’ta çok çarpıcı bir şekilde anlatılmış; “Babam eski babam değildi artık… Aramızda, ikimizin de anahtarına sahip olmadığımız kalın bir kapı vardı sanki.” Günler sonra ‘yepyeni bir felaketin habercisi ile karşılaşır’. Babası ‘düşünmüş taşınmış evlenmeye karar vermiş’; “Senin şefkate, bakıma ihtiyacın var. Benim de.”
‘Şefkat ve bakım’ şöyle dursun en zor günleri başlar. Üvey anne çocuğu hiç sevmemiş. Davranışları çok kötü. Fakat asıl önemlisi baba bunlara ses çıkarmıyor. Nedeni ‘kısa bir zaman sonra’ bir resim sayesinde anlaşılır. Meğer Safi Bey de üveymiş. Evden kovulduğu yağmurlu gecede karşılaştığı öğretmeni Hüseyin Kutman, Müfettiş Azmi Bey’e anlatıyor; “Babası Ziya Bey subaydı (Yüzbaşı). Bir av kazasında (romanda Yemen’de) öldü. Kenan o zaman 4 aylıktı. Kadının kimsesi yoktu. Safi Bey talip olunca evlenmek mecburiyetinde kaldı.”
Çocuğun perişan halini gören Azmi Bey kararını verir; “Benim oğlum olmak ister misin Kenan?” Aile de razı olunca sorun kalmaz.
Sonrasında vapurla (ilk çevrimde ‘tren’) ver elini İstanbul. Azmi Bey’in bir kızı var; Nalân. O da annesiz büyümüş. Her zaman bir kardeşi olsun istermiş. Kenan’dan 4-5 yaş büyük ama bu konu filmde yok.
‘Nihavent Longa’ (Kemani Kevser Hanım). Çamlıca’daki köşke (çekimler Beylerbeyi-Kalkavanlar villasında) gidişleri bu neşeli eserle. Nalân ‘kardeşini’ hemen benimsiyor.
“Dil seni sevmeyeni sevmekte lezzet mi olur//Olsa da öyle muhabbette hakikat mı olur.” (Civan Ağa / Mehmet Sadi Bey). El ele ve bu güzel notalarla Kudsi Dede’ye gidiyorlar.
‘Nihavent Ney Taksimi’. Yaşlı adam ney çalıyor.
Kenan; “Eskiden beri hep bir kemanım olmasını isterdim.”
Nalân; “Bende var. Sana veririm onu. O evde olan her şeyde benim olduğu kadar senin de hakkın var. Bunu asla unutmamalısın Kenan.” (Ancak ilk çevrim ve romandan farklı olarak Onları herhangi bir müzik aleti ile göremeyeceğiz.)
Yıllar sonra iki güzel genç olmuşlar. Kırda, salıncakta, her yerde beraberler. Kenan (romanda Kuleli, ilk çevrimde Hariciye) Denizcilik okuluna devam ediyor. Genç kızı ne denli sevdiği belli. Can sıkıcı tek konu Nalân’ın bitip tükenmeyen öksürükleri.
‘Goldfinger’ (1964) için yapılan ‘Teasing the Korean’ (John Barry). Dr. İlhami önceleri ‘belki de fazla hassasiyet’ demişti ancak ertesi gün rahatsızlığın ‘zatülcenp’ olduğu anlaşılır. ‘Durumun vahameti’ kan tükürmeler başlayınca ortaya çıkıyor.
Doktor her gün köşkte. “Nalân’a bir hastadan daha fazla itina ediyor ve alaka gösteriyordu.” Bu durum Kenan’ı ‘korkutmaya başlamış’. Yanılmadığını kısa sürede anlıyor.
Güneşli bir gün Doktor evlenme teklif eder. Genç kız olumsuz yaklaşmıştı ama ‘İlhami’nin anne ve babası resmen istemeye geldiklerinde evlenmeye karar verir’.
Bir kızları olur; Handan. Artık Kenan ile Nalân arasındaki uçurum iyice derinleşmiş. Delikanlı ‘aşkını bir karasevda gibi ölünceye kadar çekmeye ve herkesten gizlemeye mecbur’. Bütün gücünü derslere vermiş gece gündüz durmadan çalışıyor. ‘Nalân’ın kocası ve çocuğuyla kurduğu yeni ve mesut dünyasına gölge düşürmek istemiyormuş’.
O günlerdeki bir olay sönmeye yüz tutmuş alevi tekrar canlandırır. İlhami ihtisas için Amerika’ya (roman ve ilk çevrimde sıhhiye müfettişi olarak Anadolu’ya) gitmiş. Bu nedenle Nalân ve Handan köşkte kalacaklarmış. Yakınlaşmamaları öyle zor ki.
‘Bir arkadaşının nişanı (kitapta ‘piyano hocası Madam Janet’in kızının nişanı’; İlk çevrimde ‘Fransızca hocasının kızının düğünü’) varmış. Delikanlının ‘kavalye olmasını istiyor’.
‘Melancolie’ (1964/65) (Conny Fuchsberger / Mario Cenci) ile [1953’te ‘Emperor Waltz Op. 437’ (‘Kaizer-Walzer’) (1889) (Johann Strauss II)] dans ediyorlar. Yorulmuş ancak ‘hiç olmazsa bu akşam hastalığını unutabilse’. Sevdiğinin kollarında bayılır. Ağzından ilk kan gelişi o gece. Sonrasında günlerce kan tükürür.
Nalân öleceğini anlamış. ‘Giderken arkasında hiçbir üzüntü bırakmak istemiyor’. Hayata yeni atılacak delikanlı ile ölümün kapısında duran hasta bir kadın arasındaki uçurumu görmüş. “Beni unut. Seni mesut edecek insanı ara yalvarırım” deyip duruyor.
‘Fausto Papetti’nin ‘5a Raccolta’ albümündeki (1964) ‘Notturno’ (Fallabrino). Kenan, bu ısrar karşısında alınganlık gösterip pavyona gidiyor. [İlk çevrimde yanında arkadaşı Fazıl ile Macide ve Sacide adlı iki dul kardeş vardı. Müzik ise ‘When The Saints Go Marching In’].
Eve sarhoş dönünce en olmayacak şeyi yapıyor. Nalân’a sahip olmaya kalkar; “Çocukluğumdan beri seni sevdim. Taptım sana. Mükâfatı ne oldu? Gözyaşı ve ıstırap... Bu gece benim olacaksın.” Elde ettiği tek şey yüzünde patlayan tokat olur.
‘From Russia With Love’daki (1963) ‘James Bond With Bongos’ (1.50-2.20 dakikalar arası) (John Barry). “O gece bir mücrim gibi eşyalarımı toplayıp evden kaçtım... Okula nasıl geldiğimi bilmiyorum. Tam 3 hafta eve gitmedim. Cesaretim yoktu. Hâlbuki O’nun ayaklarına kapanarak beni affetmesi için yalvarmak arzusuyla kıvranıyordum.” Nalân’ın mektubu bu fırsatı verir. ‘Kan tüküren genç kadın günlerdir yolunu bekliyormuş’.
‘Temmuz ayının ilk haftasında’ imtihanlar biter. Kenan artık deniz subayı olarak donanmaya katılacak. (İlk çevrimde Roma Elçiliği’ne, kitapta D.R. kasabasına 8. Bölük Komutanı olarak tayin edilir.)
‘Gypsy Camp’ (1963) (Barry). Delikanlının odasındaki son gece. ‘Vedalaşmak ölüm kadar acı’. Yüz yüze yapamadığını satırlarına dökerken Nalân gelir. Beraber olacakları ‘sadece birkaç saatleri var’. Salacak kıyılarında dolaşıyorlar. İlhami de 15 güne kadar dönecekmiş. “Sakın mektuplarında bana karşı olan hislerinden bahsedeyim deme. Belki ele geçer.”
‘Rast Methal’. Köşkten gidiş iç parçalayan ezgi ile. “Beni büyütüp bu yaşa getiren insanlardan ayrılmak çok acıydı. Ama en acısı Nalân’dan ayrılmaktı.”
İskenderun. Gündüz görevle, gece Nalân’a yazmakla geçen zaman. “Hislerimin bir nebzesini bile anlatmayan, hasretimin susuzluğunu maskeleyen kardeşçe yazılmış sahte mektuplardı bunlar.”
Bir kez ‘kaideleri çiğneyip içindeki aşkı, hasreti bütün açıklığı ile kâğıda döker’. Neler yok ki; ‘Ayrılık, bir rüzgâr gibi, küçük alevleri söndürür büyükleri daha çok alevlendirirmiş; Çılgınlar gibi seviyormuş; Tüm güzellikleri beraber görmüş, beraber hissetmişler; Her şeyde Nalân’ı arıyor, anımsıyormuş; En büyük arzusu bir gün buralarda beraber olmakmış; Eskiden nefret ettiği içkiyi şimdi ara sıra içiyormuş ve bunun nedenini ancak genç kadın anlayabilirmiş. Ama yazdıklarını masanın üzerinde unutunca Emir eri Mehmet gönderiyor.
Mektubun ulaştığı gün, sakınılan göz misali, İlhami’nin de yardımseverliği tutar. Karısına, yorulmasın diye, kendisi okuyacakmış.
Sonrası çok zor. Kocası, Handan’ı alıp gitmiş. Kudsi Dede’nin (roman ve ilk filmde Dr. Arif’in) delikanlıya çektiği telgraf; “Ölüyorum… Çabuk gel! Nalân.”
İki çevrimdeki Kenan ölümden birkaç dakika önce (ama romandaki, yolculuk 16 gün sürdüğü için ‘bir gün sonra’) yetişebiliyor.
Son saniyeler seyirci için daha da zor. Birbirinin kollarında (biri ölü) iki sevgili. Emel Sayın’ın sesinden ‘Makber’ (Mehmet Baha Pars / Abdülhak Hamit Tarhan). Bu kadarı yetmemiş gibi fonda bir başka ses; “Ömür boyu birbirlerini sevdiler//Ölümsüz aşklarını kalplerine gömdüler//Ayrıldılar, ağladılar, azap çekip hıçkırdılar//Onlar bir an bile sevgilerini söyleyemediler//Nihayet acı son geldi//Bir ömür böyle sona erdi//Ölüm, bu seven kalbe son emrini verdi//Ağladılar, hıçkırdılar//Ölümden önce de olsa aşklarını haykırdılar.”


© Copyright - All Rights Reserved Erman Film
Gazeteci Erol Dernek Sokak Erman Han, No: 5/5
BEYOĞLU - ISTANBUL -TURKEY

Phone:+90.212 244 32 02